Trump’ın ‘muhteşem’ ilk yılı

Trump’ın ‘muhteşem’ ilk yılı

ABD başkanı Donald Trump iktidardaki ilk yılını en azından bir başarıyla noktalamış görünüyor: Yakın tarihin en büyük kesintilerini içeren vergi yasasının Kongre tarafından kabul edilmesi yasama cephesinde büyük bir zafer oldu.

Trump ayrıca Amerikan borsasının sürekli olarak tarihin en yüksek seviyelerini görmesinden, işsizliğin yüzde 4,1 ile rekor düşük seviyede olmasından ve gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) 2017 yılında yüzde 3 büyüyerek 2000 yılından bu yana kaydedilen yüzde 2’lik ortalama büyümenin üzerine çıkmasından övünerek söz ediyor.

Fakat tüm bu övünç ve böbürlenmelere rağmen, bir işadamı olarak Trump’ın geçmiş kariyeri göz önüne alındığında imzası olarak değerlendirilecek ekonomi politikası, aslında ABD başkanının resmettiği kadar sağlam olmayabilir.

Trump göreve geldiği ilk günlerde, havalandırma, ısıtıcı ve buzdolabı üreticisi Carrier’ın Indiana eyaletindeki fabrikasından bin 800 işçi çıkarmasını önlediği söylendi. Başkan yardımcısı Mike Pence Indiana’daki valilik görevini daha yeni bıraktığı için, Carrier’a eyalet vergisinde belirli indirimler sağlayacak nüfuza sahipti. Trump televizyonlara çıkıp üretimlerini yurtdışına taşıyacak şirketlerin bunun sonuçlarına katlanacağını ilan ederken, Carrier işçileri tutmayı kabul etti. Fakat bu olayın üzerinden daha birkaç ay geçmişken, Carrier 500 işçiyi işten çıkaracağını ve yeni istihdam kesintilerinin de kapıda olduğunu duyurdu. Amerikan şirketi operasyonlarını Meksika’ya taşıyarak maliyetlerini düşürmeye çalışıyordu ki bu işletme mantığı açısından akla yatkındı. Trump’ın halk desteğini arttırmak için yaptığı şov yalnızca kaçınılmaz olanı ertelemeye yaramıştı.

İstihdam söz konusu olduğunda, Trump ülkede işsizliğin düşük olmasını kendi başarısı olarak görüyor. Oysa geçen Aralık ayı itibarıyla Amerikan ekonomisi halihazırda 99 aydır yeni istihdam üretiyor. Bu Amerikan tarihinde bir rekor. Trump bu 99 aylık dönemin yalnızca 11 ayında görevdeydi. 88 aylık başarı ise bir önceki başkan olan Barack Obama döneminde kaydedilmişti.

Trump, Carrier şovunda olduğu gibi, kendi rolünü olduğundan daha önemliymiş gibi gösteriyor. Oysa partiler üstü Kongre Bütçe Ofisi yeni vergi kesintilerinin, halen GSYİH’nin yüzde 100’ünü aşan yıllık bütçe açığını ve ulusal borcu daha da arttırmakla kalmayacağı, bireysel vergi kesintilerinin vadesi 2023 yılında dolduğunda şirketlere yönelik kesintiler sabit kalırken, tüm yurttaşların ödediği verginin artmış olacağı uyarısında bulundu.

Trump ekonomiye dair vaatlerini yerine getiremese de Amerikan ekonomisinin –dünya ekonomisine paralel şekilde– önümüzdeki birkaç yıl içinde büyümesi bekleniyor. Dolayısıyla ABD’nin ekonomik performansı önümüzdeki yıllarda Turmp’ı pek kaygılandıracak gibi görünmüyor.

Görevdeki ilk yılında Trump’ı kaygılandırması gereken daha önemli sorunlar vardı. Bunların bazıları izlenen politikalarla ilgiliydi; örneğin dış politikada görülen kafa karışıklığı gibi. Öte yandan Trump ve yakın danışmanlarının bir yanda Rusya ile gizli işbirliği yaptıklarına, diğer yanda ise seçim kampanyasında usulsüzlüklere başvurduğuna dair iddialar var.

Ekonomi konusunda olduğu gibi, dış politikada da Trump aslında halefi Obama’nın hanesine kaydedilmesi gereken başarılardan kendisine pay çıkarıyor. Örneğin ABD’nin DEAŞ’ı Irak ve Suriye’de mağlup etmesi Trump’ın başarısı olarak görülüyor. Oysa Trump, Obama’nın savaş politikasına o kadar sadık kaldı ki Obama’nın DEAŞ’la mücadele özel temsilcisi Bert McGurk görevini Trump döneminde de sürdürdü.

Öte yandan Trump halefine İran politikası nedeniyle sert eleştiriler yöneltti. Onu taviz vermekle ve “tarihin en kötü nükleer anlaşmasını” yapmakla suçladı. Trump İran’a karşı daha sert bir tavır almasına rağmen, henüz İran ile nükleer alanda varılan Müşterek Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasını sarsacak bir adım atmadı. Trump şu ana kadar İran konusunda kafa karışıklığını yansıtan bir politika izliyor. Terörizmin finansmanıyla mücadeleden sorumlu Yabancı Varlıklar Kontrol Dairesine (OFAC) talimat veren Trump, İranlılara baskı uyguladığı gerekçesiyle bazı İran kurum ve kuruluşlarına yeni yaptırımlar uygulanmasını istedi. ABD başkanı JCPOA anlaşmasında değişiklik yapılmasını da istiyor. Nükleer bir anlaşmayı değiştirmek için terörizmle mücadele araçlarını kullanarak insan hakları ihlallerini cezalandırmak, Trump’ın diplomasi konusundaki amatörlüğünü gösteriyor. Ayrıca İran konusunda ne istediğini ve hangi düğmelere basması gerektiğini bilmediğini de…

Trump’ın Obama’dan ayrıldığı bir diğer nokta ise İsrail ile olan ilişkiler. Başkanlığı süresince Obama’nın Tel Aviv yönetimiyle ilişkileri sıkıntılıydı. Yine de Obama İsrail’e sınırsız destek vermeye dayalı klasik Amerikan pozisyonunu terk etmedi. Hatta İsrail’e yapılan yıllık ABD yardımını görülmedik düzeyde arttırdı.

Fakat İsrail’i mutlu etmenin kendisine Amerikalı Yahudilerin oylarının yanı sıra seçim fonlarını da getireceğine inanan Trump, Kudüs’teki Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden ilk ABD başkanı oldu. Trump ayrıca, ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması talimatını vererek kendisinden önce hiç kimsenin yapmadığı şeyleri yapacağının işaretini de verdi. Fakat Trump bunun hangi Kudüs olduğunu söylemedi. Trump “Birleşik Kudüs” veya “Doğu Kudüs” demeyerek, ABD’nin adımını, İstanbul’da düzenledikleri toplantıda Doğu Kudüs’ü gelecekteki Filistin devletinin başkenti olarak ilan eden İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin pozisyonuyla uyumlu olabilecek hale getirdi ve bu sayede ABD’nin veya herhangi bir ülkenin Batı Kudüs’te büyükelçilik kurabilmesinin önünü açmış oldu.

Trump iç siyasette de sıkıntılar yaşadı. Seyahat yasağına ve Obama döneminde başlatılan ve küçük yaştaki yasadışı göçmenlere koruma getiren DACA programının kaldırılmasına yönelik başkanlık kararnameleri mahkemelerden döndü. Trump ayrıca Rus hükümetiyle gizli ilişkileri olduğuna dair iddialarla ilgili başlatılan federal soruşturmadan da tedirgin. Henüz bu olayı savuşturabilmiş değil.

İşin kötüsü, Trump başkan seçildikten hemen sonra, Rusya soruşturmasının durdurulacağı hususunda kendisini temin edemediği için Federal Soruşturma Bürosu (FBI) direktörü James Comey’i görevden aldı. Olayı soruşturmakla görevli eski FBI direktörü ve özel soruşturmacı Robert Mueller en iyi soruşturmacılardan oluşan bir ekip kurdu ve Trump’ı, aile üyelerini ve yakın danışmanlarını inceleme altına aldı. Mueller bu kişileri yalnızca suç ortaklığı konusunda değil, adaleti engelleme şüphesiyle de soruşturuyor. Eğer Cumhuriyetçiler Ekim’de yapılacak ara seçimlerde Kongre’de çoğunluğu kaybeder ve Mueller, Turmp’ı suçlayabilecek kanıtlar bulabilirse Başkan’ın görevden azledilmesi kaçınılmaz hale gelebilir.

Trump bir yandan tartışmalı “tweet”ler atarak dikkatleri yasal sıkıntılarından başka bir yöne çekmeye çalışırken, diğer yandan Cumhuriyetçi Kongre üyelerini Mueller’i ve ekibini kovarak, yahut mali kaynaklarını keserek soruşturmayı bitirmeye zorluyor. Her ne kadar söylemlerinde Trump’a destek verseler de Cumhuriyetçi Kongre üyeleri Mueller’i uçurumdan aşağı itme konusunda pek de gönüllü değil. Özellikle de anketlerin çoğunda seçmenlerin güveninin tarihin en düşük seviyesinde seyrettiği görülen bir başkan için…

Her ne kadar Trump satışçı hünerlerini konuşturarak Amerikalıları Beyaz Saray’daki ilk yılının şahane geçtiğine, benzersiz başarılara imza attığına ikna etmeye çalışsa da, Amerikalıların çoğu bunun doğru olmadığının farkında. Bu yüzden Demokratlar 2017 yılında gerçekleşen yedi ara seçimde belirgin başarılar elde etti. Özellikle Virginia ve New Jersey eyaletleri ile Cumhuriyetçi Parti’ye yönelimiyle bilinen Alabama eyaletinde…

Başkan’ın popülarite eksikliği nedeniyle, aralarında 8’i komite başkanlığı yapmış tecrübeli parlamenterler de olan 29 Cumhuriyetçi Kongre üyesi emekliliklerini açıkladı. Bu durum 24 sandalye farkla çoğunluğu elinde bulundurduğu Kongre’de dengenin Demokratlar lehine bozulmasını muhtemel hale getiriyor.

Eğer Demokratlar Kongre’de çoğunluğu yeniden sağlarsa, Trump’ın kaotik yönetimi tökezleyebilir. Bu durumda Rusya soruşturması Başkan’a ve yakınındakilere daha fazla odaklanabilir. Böyle olursa Trump Twitter hesabıyla kalakalır ve Beyaz Saray’da tartışmalı “tweet”ler atacak kadar kalacak vakti olmayabilir.

[Bir dönem Chatham House’da misafir araştırmacı olarak görev yapan ve şu an Washington’da ikamet eden gazeteci Hüseyin Abdül-Hüseyin, Arap medyasının yanı sıra New York Times, Washington Post, Christian Science Monitor, USA Today gibi gazetelere makaleler yazmakta, CNN ve BBC gibi televizyon kanallarında Ortadoğu analizleri yapmaktadır]

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

TRCep Urfa Haberleri