Tarihe postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat’ın toplumda açtığı derin yaralar hala taptaze. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat bin yıl sürecek” sözü hiç unutulmadı. Rejim ve başörtüsü tartışmalarıyla zulmedilen nice insan hafızasındaki yerini koruyor.

HALİS CAN (38): Konya’da İmam Hatip Lisesi öğrencisiydim. Başörtülü kız öğrenciler okula alınmıyordu, demokratik hakkımızı kullanarak gösterilere katıldık. 17 yaşında cezaevine atıldım. Liseden atıldım. 28 Şubat, zararları ve etkileri 80 ihtilalinden daha güçlü bir darbe. Bu psikolojik darbe insanlardaki değerlerine ve inançlarına olan güven duygusunu zayıflattı. Şimdi İmam Hatip mezunu Cumhurbaşkanımız var. Onun sayesinde birçok hak ve özgürlükler gerçekleşti. Kazanımlara sahip çıkmalıyız, 28 Şubat zihniyeti farklı kimlikle pusuda. Ülkemiz içerisinde halen eline fırsat geçtiği zaman bu kazanımları ortadan kaldırma hevesinde insanlar var.

CAN ÖZBİLEN (48): 28 Şubat öncesinde İslamcı siyasi davadan cüzzi bir ceza almıştık. 28 Şubat’la cezalarımız müebbet ve idam cezalarına çevrildi. Başörtüsü için yürüyenlere 15 yıl cezalar verdiler. O din düşmanlığı yapılan 28 Şubat döneminden başörtüsü serbestliğine gelinen bu döneme dört elle sahip çıkılmalı. 28 Şubatlar’ın etkisi kalmadı gibi gözükebilir fakat ellerine ilk fırsat geçtiğinde Türkiye’de Allah diyene terörist muamelesi yaparlar. Önümüzdeki seçim sadece yerel seçim değil. 28 Şubatçı güçlerin fırsat kolladığı seçim. Yeni 28 Şubatlar yaşanmasın diye davaya sahip çıkılmalı.

NİMET ÖZTÜRK (28 ŞUBAT KADINLAR PLATFORMU BAŞKAN YARDIMCISI, 39): Malatya İnönü Üniversitesi’nde Kimya 2’nci sınıf öğrencisiydim. Başörtüsü ile okula giremediğimiz için uzaklaştırmalar aldık, eğitimimiz yarıda kaldı. Bir gün otobüsten iner inmez 49 kişiyi bir anda gözaltına aldılar. Hiçbir suçumuz yoktu, nezarete konduk. 28 Şubat’ta asıl hedef Türkiye’nin geleceğiydi. 28 Şubat’ta FETÖ daha da güçlendi. 2011’de çıkan afla eğitimimi tamamladım.

HÜLYA ŞEKERCİ (ÖZGÜR-DER YÖNETİCİSİ, 45): Bin yıl sürecek denen bu zulüm 10 yıl kadar sürdü ve yasaklar kalktı. Bu dönemin kıymetini iyi bilmek ve yeni nesile bunları anlatmak lazım.

KEMAL METE (EMEKLİ ALBAY, 63): 28 Şubat, halkın içinden gelen, halkın değerleriyle yetişmiş Tayyip Erdoğan’ın cesur politikası ile akamete uğradı. Başkanlık sistemiyle de noktalanmış oldu.
İBRAHİM ŞAHİN (MATBAA USTASI, 65): Hani bin yıl sürecek diyorlardı ya, ne oldu şimdi? Eğer biz bu kazanımların kıymetini bilir ve uğrunda mücadele edersek onlar bir daha rüyalarında bile göremeyecekler o günleri.

RAKAMLARLA 28 ŞUBAT
28 Şubat sürecinde namaz kıldığı, eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle fişlenen bin 637 muvazzaf subay ve astsubay TSK’dan ihraç edildi. Bunların arasında “Fetullah Gülen Grubu” olarak tanımlanan FETÖ’cüler yer almadı.

MEB’e bağlı 4 bin 625 personel fişlendi. 1997-2003 arasında 33 bin 271 öğretmen, başörtülü olduğu gerekçesiyle disiplin soruşturması geçirdi, bunlardan 11 bin 890’ı başörtülü olduğu gerekçesiyle disiplin cezası aldı.

Yaklaşık 11 bin öğretmen istifa etmek zorunda bırakıldı. 3 bin 527 öğretmenin görevine son verildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Meclis Darbe Komisyonu’na gönderdiği rapora göre 1997-2002 arasında 8 yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle bin 732 Kuran Kursu kapatıldı.

İrticacı olduğu iddiasıyla 396 diyanet personeline disiplin cezası verildi, 128’i görevden alındı.

İslami duyarlılığa sahip 21 vakıf kapatıldı

İrticacı olduğu gerekçesiyle hakkında rapor tanzim edilen vali/kaymakam sayısı 210.

28 Şubat sürecinde birçok banka battı. 2009’da TMSF verilerine göre bu 26 bankanın devlete maliyeti 30 milyar 183 milyon dolar. Vergiler, piyasa şartları, borçlanma faizleri ve ülkeye olan etkisi hesaba katıldığında bu rakam 65 milyar dolara kadar çıkıyor.

Kamu bankalarından kartel medyası şirketlerine kullandırılan kredi miktarı 3 milyar TL.

18 Haziran 1997’de Necmettin Erbakan, başbakanlığı Tansu Çiler’e devretmek için istifa etti.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan Tansu Çiller’e vermedi. Bunun yerine Mesut Yılmaz’ı hükümeti kurmakla görevlendirdi.

30 Haziran 1997’de Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOLD Hükümeti’ni kurdu. Hükümete CHP de dışardan destek verdi.

28 Şubat davasında 103 sanıktan aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün de bulunduğu 21’i müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

MAĞDURLAR KONUŞTU
28 Şubat’ta yüzbinlerce insan fişlendi, çok sayıda kişi işsiz bırakıldı, ordudan ihraç edildi, cezaevine düştü ve daha kötüsü işkence görünler oldu. Yıllar içinde bazı mağduriyetler giderilse de ama hâlâ darbenin derin izleri sürüyor. Yeniden yargılanmak isteyen 28 Şubat mağdurları darbenin 22. yıldönümünde konuştu. İşte o mektuplardan bazıları:

Tamer Aslan: 28 Şubat sürecinde hastane odasında polislerin üzerime yıkmaya çalıştığı suçlamalara karşı direniyordum. 28 Şubat paşalarının gölgesi altında ve FETÖ’nün gizlice çöreklendiği mahkemelerden haksızlık ve zulümden başka bir şey çıkmayacağı açıktı. Halkın seçtiği liderlerin itibarsızlaştırıldığı bir dönemde biz de cezaevlerinde bedel ödedik. Birkaç yıl sonra AK Parti geçmişten ders alarak geldi. Tuzaklar tek tek aşıldı ve 15 Temmuz’da liderleriyle bütünleşen inançlı insanların devletleştiğine şahit olduk. Bu son 28 Şubat olsun diyoruz.

Ethem Köylü: 28 Şubat’ta terörist diye yaftalanan bizler, kalabalıklar olmadan da kendini Batı’ya uşaklık edenlerin önlerine atılıp “Bu vatan sahipsiz değil, bu vatanı kimseye peşkeş çekemez, parya haline getiremezsiniz” diyerek yumruk göstermiş Anadolu’nun Müslüman evlatlarıyız. Aynen 15 Temmuz’da göğsünü siper edenler gibi… Yeniden yargılanmanın yolunun açılmasını bekliyoruz. Geç gelen adalet, adalet değildir ama hiç yoktan iyidir..

5 AY MÜZEYE KİLİTLEDİLER
28 Şubat birçok genç kızın ve kadının hayatını altüst etti. ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Yazar Demet Tezcan mağdurlarla görüşerek yaşadıkları zulmü “Bin Yıla Azmetmiş Zulüm/28 Şubat 28 Tanık” kitabında topladı.

Şükran ERDEM: 1995’te Cerrahpaşa İngilizce Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. TUS’u kazandıktan sonra Cerrahpaşa Cerrahi’de göreve başladı. Cerrahi Tıp Bilimleri Başkanı olan Kemal Alemdaroğlu başörtüsü nedeniyle Erdem’i azarlayıp işe gelmemesini söyledi. Alemdaroğlu daha sonra kendisini cerrahi müze olarak adlandırılan bir odada görevlendirdi. Erdem odaya girince kapı üzerine kilitleniyor, mesaisi bitince açılıyordu. Bu böyle 5 ay sürdü.

Esra EGE GÜRLER: Kampüsün arkasında kırık dökük tel örgülerin üstünden atlayıp giriyorduk… Bir sabah tellerin tamir edildiğini gördük. Bu kadar mı korkunçtu bizim okuyor olmamız?… Sonra yurtta tamirat malzemelerinden bulduğum bir penseyi attım çantama. Her gün yanımdaydı artık. Okula girmemin garantisiydi. Yeni tanıştığım arkadaşlar “Penseyle gezen kız sen misin?” diyorlardı.

‘DERİN İZLER BIRAKMIŞ HUKUK DIŞI BİR DARBE’
28 Şubat döneminde Refah-Yol hükümetinde Kültür Bakanı olarak görev yapan eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman yaşananları değerlendirdi: “28 Şubat, ekonomik, siyasal, sosyal, eğitim alanında derin izler bırakmış hukuk dışı bir darbedir. İktidara karşı askeri bir isyandır. Erbakan Hoca Anavatan Partisi’ne, DSP’ye, CHP’ye gitti ve hiçbiri ‘Ortak tavır ortaya koyalım’ demedi” dedi.

ERDOĞAN: 28 ŞUBAT ŞAHSIMI DA HEDEF ALDI
28 Şubat’la ilgili TBMM, 2012’de bir araştırma komisyonu kurdu. Komisyonun raporunda “Darbe Dilindeki Farklılaşmanın Adı” başlığıyla çarpıcı tespitlere yer verildi: “28 Şubat müdahalesinde asker 12 Eylül’de olduğu gibi mektup ya da silahı değil, basını kullandı. Bu yöntem Milli Güvenlik Kurulu’nun kullanılmasıdır. Asker, medya ve iş dünyası ittifakıyla yapıldı. Bürokratik ve sivil yapılar yöneticiler ve personelin elinde oyuncak edildi. 28 Şubat’ı gerçekleştirenler kendi hukuklarını hukuksuzluk temelinde oluşturdu.” Başkan Recep Tayyip Erdoğan da komisyonun sorularını yanıtlamıştı: “28 Şubat müdahalesi, TBMM’yi, seçilmiş hükümeti, millet iradesini, sivil siyaseti hedef aldığı kadar, doğrudan şahsımı da hedef almıştır… Bu tür müdahaleler göle maya çalmak gibi akıl dışıdır, güneşi üfleyerek söndürmeye çalışmak gibi mantık dışıdır. Cesur ve sabırlı duruşumuz, kararlı mücadelemiz, oyunu bozmuştur.”

CHP TEŞKİLATLARI BAŞ AKTÖRLERDİ
Ankara’da Sincan Belediyesi’nin düzenlediği Kudüs Gecesi bahane edilerek Etimesgut’tan çıkarılan tanklar ilçe meydanında yürütüldü. Hakkında bin sayfalık iddianame hazırlanan dönemin Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, 7 ay Ulucanlar Cezaevi’nde tutuklu kaldı. Yıldız 5 yıl hapis cezası alınca yurtdışına kaçtı. Rahşan Affı ile dönüş yaptı. Şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkanvekili olan Yıldız, şunları anlattı:

31 Ocak 1997’de bir Kudüs Gecesi düzenlemiştik. Biz bu geceyi daha önceki yıllarda da düzenlemiştik. O geceye kadar her şey güzeldi… Salona girdiğimde bir olağanüstülük fark ettim. Bunun sebebi ise medyanın programa yoğun ilgi göstermesiydi. Bu ilgiyi çok anlayamadım. O günler hassas günlerdi. 1 Şubat’ta kimsenin gündeminde böyle bir gece yoktu. 2 Şubat’ta haberler verilmeye başlandı. 3 Şubat gecesi generaller konuşmaya başladı. Neye uğradığımızı şaşırdık.

4 Şubat sabahı tankların yürümesini meşru kılacak dereceye neredeyse getirdiler konuyu…Gündüz yürütmeye cesaret edememişler anlaşılan güneş daha doğmadan tankları korkarak yürütmüşler… Hal böyle olunca İçişleri Bakanı Meral Akşener soruşturmak için açığa alma yazısını gönderdi. Daha sonra terörle mücadele birimleri beni aramaya başladı. Kaçtığıma yönelik haberler yapıldı. Kritiğimizi yaptıktan sonra DGM’ye gitmek için asansöre bindik… Tam asansörden çıkıyordum bir kadın beni gördü ve ürktü. O zaman gözlerim doldu. Medya öyle tanıtmış ki benden ürktü.

Ulucanlar Cezaevi’nde 9. Koğuş’un adını Kudüs Koğuşu koyduk. Açık görüşümüz yoktu, “Terörist olduğunuz için görüşemezsiniz” dediler. Bir bakıyoruz ne kadar CHP teşkilatı varsa hepsi suç duyurusunda bulunmuş. O dönemin baş aktörleriydiler. Refah -Yol hükümeti bozuldu. Hemen duruşma oldu ve bizi serbest bıraktılar. Tutuksuz yargılandık. Sonra Bulgaristan, Romanya ve Almanya’da kaldım. Çok zor yıllardı. Bir anda çok şey değişti.

 

-TAKVİM

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

TRCep Urfa Haberleri