Kader KESKİN
Kader  KESKİN
kaderihsan@outlook.com
YAŞAMAK BAHANE İSTER..
  • 0
  • 26
  • 07 Haziran 2020 Pazar
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 votes, average: 5,00 out of 5)
    Loading...
  • +
  • -

Doktorların “20 yaşını asla göremez!” dediği kas hastası ve şu an 27 yaşında olan Biyomühendis, şair, müzisyen, söz ve beste yazarı Erhan Karaman’ın herkese örnek olacak sıradışı hayat yolculuğundayız bu hafta.

Merhaba Erhan Karaman. Kısaca kendinizi tanıtabilir misin?

Merhabalar. Öncelikle bana yer verdiğiniz için çok teşekkürler.

Topluma ve dünyaya olan borcumu böylelikle biraz daha ödeme fırsatı yakalıyorum bu sayede.

Bizler neler çekiyoruz, bizler nasıl yaşıyoruz, bizler yaşamak için neler yapıyoruz bunları sizinle konuşmanın güzel olacağını düşünüyorum.

Ben kimim?

Bu gayet basit bir soru ve herkesin varlığını anladığında kendisine yönlendirmesi gereken bir soru.

Ben Erhan Karaman, Elazığ’dan. Rötarımın 7. yılına giriyorum.

Fırat Üniversitesi Biyomühendislik bölümü yüksek lisans mezunuyum. “Savaşk” ve “Ne Şiir Şeysin Sen” adında iki kitabım var ve nasipse üçüncü kitabım “Aynalarda Yüzen Ruhum”u bu ara yayınlamayı düşünüyorum.

7 yaşında teşhisi konulan bir kas hastalığıyla beraber bu dünya yolunda borcumu ödüyorum.

Bu benim dünyaya borcum.

Normal bir insan gibi yaşamak ve bunu herkese göstermek.

Normal bir insan olmak biz engelliler için nasılda büyük bir çaba gerektiriyor onu anlatmaya çalışıyorum.

Hastalığınızı ilk öğrendiğinizde, 12 yaşında küçüķ bir çocuktunuz ve hani doktor demiş ya; “20 yaşına kadar ancak yaşayabilir!” O an neler hissettiniz, iç dünyanızda nasıl dalgalanmalar oldu?

Hastalığım 7 yaşında teşhis edildi. Henüz yürüyorken, fizik tedavi merkezlerine gidiyordum iyileşmek için.

Biraz güçsüzdüm.

Çok hızlı koşamazdım ama yine de değerdi ayaklarım yere.

Düşerdim zor da olsa kalkmasını bilirdim. Allah işte, hastalıkla beraber ilk okuldan itibaren çok iyi arkadaşlar nasip etti.

Çok güzel bir aile nasip etti. 12 yaşında da tekerlekli sandalye oturdum. “Vardır bir hayır!” dedim.

Elbette bu dönemde çok fazla doktora gidip gelme durumları oluyordu.

Annemin yanında söylenmişti evet.

12 yaşındaki bir çocuk için ölüm neydi?

O an annem olduğu yere oturunca pek de ölüme odaklanmamıştım aslında.

Anneme bakmıştım. “Madem öleceğim yaşayayım!” diye düşündüm herhalde.

Bin şükür hamuruma vazgeçmek hissini katmamış Rabbim. Ben hiç vazgeçmedim.

O yaşta da geçmemişim iyi ki.
Bir söyleşide şöyle diyorsunuz: “Kaç yaşındasın derseniz biraz karmaşık aslında; anneme göre dün doğmuşum, arkadaşlarım “yıllarımızı haram ettin” der fakat kaç yıl bilmiyorum, Sezen vardı hep şarkılarıyla o vakitten bugüne değin yaşıyorum, bana sorsan yüz bin yıldır Sezen var ve ben bir o kadardır yaşıyorum.” O zaman hangi Sezen Aksu şarkısı ya da şarkıları sizi en iyi anlatır ve neden?
Anneler…Canım anneler… Rabbim başımdan eksik etmesin.

Daha bir kaç gün önce “anne yahu bak 27 yaşına giriyorum küçük değilim artık!” dedim. “50 yaşında da olsan küçüksün!” dedi. Ben onun için hiç büyümem. Yaş değişken bir kavramdır. “20 yaşında ölür.” dediler.

Bari yaşayarak öleyim istedim.

Arkadaşlarımı çok yorduğum için onların zaman kavramı da değişmiştir ama mutlu bir arkadaşlığım dediğim gibi her zaman oldu.

Hiç sorun çekmedim.

Gerçekten biz engellileri hayatta tutmak istiyorsanız, kendi aranıza dahil etmeniz gerekiyor.

Benim arkadaşlarım bu konuda görevlerini tam yaptılar.

Allah hepsinden razı olsun.

Sezen Aksu benim çok erken yaşlarda dinlemeye başladığım, müziğe olan bakışımı hep çok ileri götüren bir sanatçı.

Türkiye’nin tartışmasız en iyisi olduğunu düşünüyorum.

Yazdığı şarkılar, besteler çok farklı bir konumda. Bir şarkısı olsaydım; “Vay yine mi keder” geçti şuan aklımdan.

O olurdum herhalde. “Çileli başım… Ama artık yeter!
Yine kapıda kara geceler…”
Biyomühendislik üzerine yüksek lisansınızı tamamlarken, bir diğer dal olan böcek bilmiyle de ilgilenmeye başlamışsınız.

Bir çok insan böcekleri itici bulurken, bu bilimle uğraşmak fikri nasıl oluştu sizde?
Biyomühendislik bölümünü gerçekten hastalığımı en azından öğrenmek için yazmıştım.

Ve güzel bir zamandı yeni çıkmış bir bölümdü. Nasip oldu kazanmıştım.

“Hayatım CB” derim ben. Çok aşırı başarılı bir öğrenci olduğum söylenmez ama hayal dünyası geniş bir adamım ben ve bir şeyler başarmak istiyorsanız ufkunuzla bir konuşmanız gerekiyor.

Çok şükür hastalığımı da öğrendim, stajımı genetik bölümde yaptım ve bitirme tezimin konusu hastalığımdı.

Yüksel lisansım Entomoloji yani böcek bilimi üzerine olsa da ben ilaç çalıştım aslında.

Bitkisel ilaçların etkisini incelemek üzere böceklerle çalıştık.

Bir şiirim de şöyle demiştim. “ Anne, kediler ve köpekler zararsız. Korkmuyorum artık onlarda.

Korkulacak insanlar var artık… “ Aynı bunun gibi.
Şairsiniz ve kitaplarınız var.

İlk kitabınız kaç yılında basıldı, hangi tür şiirleri yazıyorsunuz? Bize kitaplarınızdan bahseder misiniz?
Şiirle lise de tanıştım ben.

İnsan kendini lisede buluyor çünkü.

Yani lise de bu hayale düştüm ben ve çok değerli edebiyat hocalarım hep destek verdi. İlk şiir kitabım “Savaşk” 2013 yılında çıktı.

Tabi ki tarif edilemez bir duygu.

Farklı hissetmiştim.

Sonra 2017 de ikinci şiir kitabım “Ne Şiir Şeysin Sen”çıktı.

Bir yıl sonra ikinci baskısı oldu.

Her zaman dediğim tutunmamız gereken şeyler var bizim.

Çünkü biz engelliler toplumun eksik kısmıyız. Biz biraz yük gibi görünüyoruz.

Her zaman karşımıza çıkıyor bu. Şiir kitaplarımda bile çıktı. “Bunları sen mi yazdın?” dediler.

Sanki bizler bir şey yazamaz mışız gibi.

Yani yaptığımız şeyler her zaman farklı görünüyor.

Ama ben bunu değiştirmek için her şeyi yapacağım elimden gelen her şeyin peşinden koşacağım umarım bir gün başarabilirim. Umarım bir gün engelileri olan bakış açısını değiştirebilirim, çünkü bu benim dünyaya olan borcum.
Genelde hayatımdan parçalar var, şiirlerim çok belli etmese de.

Ben biraz okurken izlenmekten yanayım. Böyle bir üslup ile yola çıktım.

Elbetteki her şiir benim için kıymetli ama gerçekten sevdiğim şiir derseniz “öyle işte” derim.

Kendi kitaplarınızla birlikte, ben de dahil olmak üzere birçok yazarın kitap kapakları ve iç tasarımlarında da imzanız var.

Bir kitabın tasarım aşaması zor mu ve bu alana girmeniz nasıl oldu?

İlk şiir kitabımla başladım aslında ben böyle işlere.

Çünkü başkası benim hissettiğimi anlatamaz diye düşünüyordum ve ben yapmak istedim.

Zamanımı boşa geçirmeyi sevmiyorum çünkü sınırlı bir zaman ile şu dünyadayız.

Evde kaldığım dönemlerde kullanılan programları öğrendim.

Bir iki üç derken harçlığımı böyle kazanmaya başladım.

Sonra bir baktım oluyor.

Üniversiteyi böyle okudum.

Tasarım aşaması aslında zor değil ama birinin fikirlerini işlemeniz gerekiyor bazen farklı şeyler isteniyor.

İnsanları anlamak zor o yüzden yaşadığım sıkıntılar genelde bundan ibaret.

Ama kimseyle sorun yaşamadım bugüne dek. Çok şükür.
Gitar ve saz çalıyorsunuz ve aynı zamanda söz yazıp, beste yapıyorsunuz.

Müzikle haşır neşir olmaya ne zaman başladınız?
İlkokuldan itibaren şarkı söylüyorum ben. Sınıfta tahtaya kaldırıp çoğu zaman söyletmiştir hocalarım.

Ağabeyim bağlama çalar benim.

Onun yanında kala kala bi baktım bağlama çalıyorum.

Hastalığımın ağır kısmı aslında bu. Fakat ben şarkı söylediğim için daha güçlüyüm.

Çünkü benim gibi hastalar genelde solunum yetmezliğinden vefat ediyorlar Şarkı söylediğim için diyagramlarım daha güçlü. Sonra lise zamanlarında gitar çalmaya heveslendim.

Kas hastası olduğum için gitarı tutamazken çabalayarak onu öğrendim.

Şiir ve müzik yan yana gelince beste oluyor. 2015 yılında İzmir TRT Kent Radyo’ya bestelerimle davet edildim.

Hala söylüyorum. Rabbim nasip etsin hep söyleyeyim.
Bir ömre bir sürü hayat sığdırmaya çalışan, azimli, kararlı, cesur ve savaşçı bir yanınız var.

Hayatı bu şekilde sanki hızlı çekimdeymiş gibi yaşamak, her anını ıskalamadan geçirmeye çalışmak bazen sizi yoruyor mu?

Gerçekten yoruluyorum ama insanlara göstermem gereken bir şey var.

Biz engelliler de bir şeyler başarabiliriz, başarabiliyoruz.

Yeterki vazgeçmeyelim.

Bunun peşinden koşalım.

Biz engelliyiz fakat bunu biz seçmedik.

Bunu okuyan her kişi bunun farkında olmalı. Bize bunu Rabbim nasip etti.

Duramam. Durmamam gerekiyor çünkü beni gördükçe yaşama tutunan, tutunmaya çalışan çok kişi gördüm.

Çok sağlıklı insanın kendini sorguladığını gördüm.

Elimden geleni yapıyorum. Ve yaparken öleceğim.
Çok teşekkür ederim Erhan Bey.

Güzel gönlünüz var olsun her daim. Allah yollarınızı açık etsin.
Çok teşekkürler benimle bu sohbeti yaptığınız için.

Yaşamak bahane istiyor, ben Allah’a ve bu bahanelere sığınıyorum.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
TRCep Urfa Haberleri