İnanç TÜRKER
İnanç  TÜRKER
inanc@inancturker.com
ORTADOĞUDA BİR OTELİN HİKAYESİ
  • 0
  • 11
  • 01 Aralık 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Ne zaman yazmaya başlasam, en zorlandığım yer, konuya giriş bölümü oldu hep…
Bu kural, lisedeki kompozisyonlarımda da, fakültenin dergisinde yazdığım yazılarda
da ve nihayetinde, ilk romanımda da değişmedi.

Öyle ya, okuru burada yakalayacak veya bir daha görüşmemek üzere kaçıracağımız
yegane yer, yazının başındaki bu mayın tarlası değil mi?
Ancak bu yazıya, bu kadar zorlanarak başlamayacağım zira yaşanmışlıklarıyla,
tarihin bir dönemine ışık tutan Baron Otel, benim anlatımımdan ziyade, kendisini
ifade edebilecek zenginlikte…

Bana da; ondan etkilenip, onu konfigüre ettiğim bir roman yazmak kaldı. Şimdilerde, Suriye iç savaşında, yersiz yurtsuz kalanları, sararmış duvarları arasında misafir ediyor, İlk yıllarında Anadolu’dan göç eden Ermenileri, ücretsiz misafir ettiği
gibi…
1800’lü yılların sonunda hac için Kudüs’e giden Ermeni Mazlumyan ailesi, Halep’te
düzgün bir konaklama yeri bulamamış ve aynı amaçla yolculuk yapan diğerlerinin de
bundan muzdarip olduğunu görmüş. Bunlara bir de Anadolu’daki sıkıntılı süreç
eklenince aile; 1. Dünya Savaşı ve akabinde çıkan Sevk ve İskan Kanunu’nundan
önce Malatya’dan Halep’e göç etmiş.
Suriye ve Ortadoğu’nun en eski otelinin inşasının fikri bu şekilde olgunlaşmış.
Mazlumyanlar önce, eski bir binadan bozma Ararat Oteli’ni açsa da; 1909’da
projesini, Fransız bir mimara çizdirdikleri Baron Oteli’ni inşa ettirmiş.

O günden sonra Otel, Ortadoğu tarihinin kavşak noktası olan Halep’in, yaşayan en
büyük tanığı olmuş.
Nasıl olmasın?
O değil mi? 201 no’lu odasında; kademeli olarak geri çekilen ve Halep’in kuzeyinde
yeni bir savunma hattının planlarını yapan, genç ve yakışıklı 7.Ordu Kumandanı
Teğmen Mustafa Kemal’i misafir eden…
Kader bu ya, 202 no’lu yan odasında, aynı zamanda olmasa da, Türk düşmanı
meşhur İngiliz casusu Arabistanlı Lawrence ikamet etmiş.

Yalnız bir farkla, Lawrence’ın, kendisine yakışacak ! bir tavırla, oda ücretini ödemeden buradan
ayrıldığı iddia ediliyor. Bu adamdan çok, aklınıza onunla ilgili, ünlü film geliyor değil
mi? O zaman söyleyeyim, o filmin de bazı sahneleri, Baron Oteli’nde çekilmiş.
201, 202… Matematiksel olarak, yan odayı soracaksınız değil mi?
203’ün misafiri, cinayet romanlarıyla ünlü Agatha Christie… Bu oda, onun ‘’Şark
Ekspresinde Cinayet’’ romanının ilk bölümünü yazdığı oda…
Üzgünüm, ardışık sayılara devam edemeyeceğim fakat 215 no’lu odanın,
kendisinden ziyade balkonu meşhur, zira Kral Faysal, Suriye’nin bağımsızlığını
buradan ilan etmiş.
Bu ağır misafirlere, Amerika’nın en genç başkanı Theodore Roosevelt’i, uzaya çıkan
ilk insan Yuri Gagarin’i de eklersek Baron otel, geçmişin tozlu raflarında, toz bezi
bekleyen bir kitap…
Bu anlamda, tarihsel derinliği itibariyle Pera Palas’ı, Baron Otel’e benzetebilirsiniz.
Hani şu 19.yy. sosyetesinin yolculuk için tercih ettiği ünlü Orient Expres’inin Paris –
İstanbul seferlerine başladığı yıllarda, salon beyefendilerinin ve hanımefendilerinin
beklentini karşılamak amacıyla ünlü Levanten’lerden Mimar Alexander Vaullary’nin
tasarladığı ve şatafatlı bir baloyla açılışı yapılan Pera Palas…
1890’lı yıllara gidip, Pera Palas’ın bulunduğu tepeden, bugünkü beton yığınının
olmadığı Haliç manzarasını temaşa edin… Ne kadar değerli bir yapı değil mi?

Sizleri sıkma riskini göze alsam, otelin mimarisinden de uzun uzun bahsetmek
isterdim. Orient Express’in o dönemki sahibi olan, La Compagnie Internationale des Wagons-
Lits et des Grands Express Européens’in, yarı mülkiyetini aldığı otelin, bildiğiniz
üzere en ağır misafiri, savaş ve barış dönemlerinde defalarca 101 no’lu odada kalan
Atatürk’tür.
Bunun dışında, Agatha Christie, Alfred Hitchcock, Pierre Loti, Jacqueline Kennedy,
Ernest Hemingway, Mikis Theodorakis ve yazar, siyasetçi, avukat Kirkor Zohrab da
otelin misafirleri arasında…
‘’Savaş’’ denilen insan icadı olgu, nefes alan tüm varlıkları etkilediği gibi oynandığı
sahneyi de etkiliyor. Şehirler, neleri barındırdığına bakılmaksızın, daha çok ceset için
büyük bir özveriyle ! hırpalanıyor.
Baron Otel de, “Baron Oteli, Halep’in Tek Birinci Sınıf Oteli” tabelasını, o
savaşlardan birinin örselediği sararmış duvarında halen, bir nişan gibi taşıyor. Kim
bilir belki de daha uzun yıllar taşıyacak…
Silahlı örgütlerin havan topu atışlarıyla yıkılan bölümlerine inat, şık mobilyalarıyla eski
günleri yad ediyor ve sayısız hatırayı sinesinde içselleştiriyor fakat birkaç sene önce
ölen Armen Mazlumyan’ın eşi, kocasının vasiyeti üzerine, sokakta kalanlara ev
sahipliği yapmayı ihmal etmiyor.

Bu mülahazayla, ilk kitabımın ilk cümlesi, ‘’Toprak, yağmurla bereketlenmek yerine,
sağanak bombalarla ölüyordu’’ oldu.
Başta bahsettiğim gibi, yazılarımdaki o zor başlangıcı, bu cümleyle süsledim ve
sizleri, onunla kitabıma davet ettim. Bunda ne kadar başarılı olduğuma sizler karar
vereceksiniz ve ben de, uzun bir süre bu kararınızın tedirginliğini yaşayacağım
sanırım.
Bu yazıyla, bana çok sorulan; ‘’Hoşça kal’ı anladık da, Tsidesutyun neyin nesi?’’
sorusunu cevaplayabildim sanırım.
Evet, kitabıma ismini veren ‘’Tsidesutyun’’ Ermenice’de, hoşça kal anlamına gelip,
kitabın Türkçe ismine atıfta bulunsa da; hikayede anlatılan Anadolu’dan Halep’e
uzanan göçün son bulduğu Tsidesutyun Oteli, Baron Oteli’nin bir izdüşümü…

Umarım, onunla ilgili daha güzel şeylerden bahsedeceğimiz günleri görürüz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
TRCep Urfa Haberleri