İnanç TÜRKER
İnanç  TÜRKER
inanc@inancturker.com
Gomidas’ın Notaları..
  • 0
  • 19
  • 09 Mart 2021 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Sanat evrensel midir?

Yoksa evrensel olan zaten sanat mıdır?

Evrensellik şartsa, bilim ve uygarlığa hizmet eden buluşlar da, temel de sanat mıdır?

Eski Yunan’da tıbbı, bir sanat olarak algılayan Hipokrat, ‘’Aforizmalar’’ adlı eserine ‘’Sanat uzun, ömür kısa…’’ diyerek başlamamış mıydı?

Peki, dil, din, ırk hırkasını çıkarıp; üryan hümanistliğiyle, enlem ve boylamları aşıp önümüze gelen, üzerine tezler yazılan fikirler?

Daha da çoğaltılabilecek sorulara, hepinizin verecek bir cevabı var, biliyorum.

İlk kitabım için; değerli bir dostum, ‘’Bu kitap, bu coğrafyanın kitabı değil…’’ demişti. Evet, anlattığım hikâye, bu topraklarda yaşanmış olsa da; halen güncelliğini koruyup, zaman zaman ısıtılıp önümüze koyulan ve kutuplaşmaya neden olup, tartışılan; bu yönüyle kimilerine antipatik gelen bir konuydu. Bu nedenle, bazılarına itici geleceğimi, hatta tepki alacağımı belirtmişti. Haksız olduğunu söyleyemem zira onu teyit edecek geri bildirimler aldım/alıyorum ama…

Sanat, evrensel bir ifade şekliyse, bunun en etkili dilinin, ‘’Edebiyat’’ olduğunu düşünenlerdenim… Fakat gerçek ve tarafsız olması şartıyla…

Kendi hikâyemi yazarken beni en çok yoran buydu… Tarafsız olmak…

Yazılanların takdirini okurlara bıraksaydık, onlar referandum gibi gereken kararı verecek ve sorumluluğu onlarla paylaşabilecektik.

Bu paylaşım sırasında, okurun hangi yıl, nerede ve kiminle olduğunun bir önemi yok. Çıkılan yolda, kelimeler onları işin içine dahil ediyorsa ne mutlu…

Edebiyat da; betimleme, teşbih, tariz, aforizma, buhran ve iktibaslarıyla burada başlıyor zaten…

Amin Maalof’un ‘’Semerkant’’ında; Ömer Hayyam’ı yaşayıp, İsfahan Sokakları’nda yürümeniz gibi…

Ya da Frank Mc Court’un Pulitzer Ödüllü otobiyografisinde anlattığı; Limerick’in yoksul mahallelerinde, sağa sola yalpalayan alkolik babasının omuzunuza çarpması gibi…

Evet… Sanat uzun, ömür kısa…

O uzun şose yoldaki taşlardan biri de müzik değil mi?

Başka bir işle uğraştığı halde, sanatın evrensel gücünü kavrayıp, bununla hemhâl olanlar var. Sanırım bu fedakârlığı takdir etmek lazım. Bu noktada, kitabımda da bahsettiğim marjinal bir örnek ilgimi çekmiştir hep…

Neden marjinal?

Bir adam düşünün, sıkı bir din eğitiminden sonra ruhban olup, Vartabed (Bekâr rahip) seviyesinde bir din adamı olmuş ama beste yapacak derecede piyano çalan, Kafkasya’yı dolaşıp 3.000’e yakın halk ezgisini derleyip, bazılarını da aranje eden bir din adamı…

Bunları yapmak, Ermeni Kilisesi’nin ruhban okulunda okumaya engel olmamış. Eçmiadzin’den mezun olduktan Berlin’deki Kaiser Friedrich Wilhelm Üniversitesi’nde müzikoloji okumuş ve derlediği halk şarkılarını notalara dökmüş. Bunlar arasında Türkçe, Farsça ve Kürtçe derlemeler de var…

Kütahya doğumlu olması hasebiyle o, içimizden biri… Öyle içimizden ki, bir rahip olmasına rağmen, ezanı farklı bir makamda yeniden bestelemiş.

Tüm bu çalışmaları onu, Uluslararası Müzik Cemiyeti’ne Avrupa dışından kabul edilen ilk müzik adamı yapmış. Gomidas, aynı zamanda 300 üyeli Gusan Korosu’nun kurucusu…

Ve 1915’e gelindiğinde o da, İttihat ve Terakki Hükümeti tarafından tutuklanıp, trenle Çankırı’ya sürülmüş.

Kısa bir süre sonra Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul ve bazı diplomatların girişimleriyle ikna olan Talat Paşa, dönmesine izin verdiyse de bu, akıl sağlığını yitirmesine engel olamamış. Nitekim geri döndükten sonra hayatının kalan 18 yılında bir daha piyano çalmamış, beste yapmamış, şarkı söylememiş ve konuşmamış.

Bugün onun eserleri seslendiriliyor mu? Evet… Hatta ölüm yıldönümünde anma programları düzenleniyor.

Sezen Aksu’nun 2002’de ‘’Türkiye Şarkıları’’ adı altında, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, İzmir Efes Antik Tiyatro, Antalya Aspendos Açık Hava Tiyatrosu ve Brüksel’de sunduğu bir dizi konser programında

174 kişilik bir koro ile Türkçe, Ermenice, Rumca, İbranice, Kürtçe ve Arapça şarkılar seslendirilmişti. Bunlar arasında ve Gomidas’ın eserlerini seslendiren Surp Vartanans Korosu da vardı.

Konser, ortak bir dil olan müziğin, bu topraklardaki farklı renklerini ifade etmesi açısından çok güzeldi. O konserde Sezen Aksu, “Asırlardır birlikte yaşıyoruz. Bu olağanüstü topraklardan yükselen bütün sesler bir arada olsun, birlikte şarkı söyleyelim istedik. Çünkü bizim gerçeğimiz bu. Çünkü herkes var olmalı…’’ derken Gomidas’ın da duygularına tercüman olduğunu düşünenlerdenim.

Ne demişti Hipokrat Amca? ‘’Sanat uzun, ömür kısa…’’

Bugün Gomidas yok ama eserleri yaşamaya devam ediyor.

Bunun böyle olduğunu düşünenler de, ellerindeki enstrümanlarla bu düşünceyi ifade etmeye devam ediyor. Onu, ilk romanının, bir cümlesine sığdırmaya çalışan benim gibi…

Çünkü notalar da evrensel ve size ne hissettirdiği önemli… Tıpkı, Amin Maalof’un ‘’Semerkant’’ında ya da Frank Mc Court’un ‘’Angela’nın Külleri’’nde hissettikleriniz gibi…

Arkadaşımın uyardığı gibi, bu yazımla da bazılarına itici geleceğim belki de tepki alacağım. Haksız olduğunu söyleyemem zira bunu teyit edecek bir romanım var çünkü…

Bu durumda, sonrakilerde ne yaşarım bilmiyorum ama şimdilik etnik romanlar yazmaya devam edeceğim.

Şimdilik hoşça kalın yada Gomidas’ın dilinden söyleyeyim; tsidesutyun…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
TRCep Urfa Haberleri