İnanç TÜRKER
İnanç  TÜRKER
inanc@inancturker.com
DUDUĞUN KADİM SESİ.
  • 0
  • 16
  • 12 Kasım 2020 Perşembe
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Dün akşam bir arkadaş ortamında, romanımı okuyan biri, ”Romanın; tarihsel kurgu türünde hatta siyasi bir konusu olduğu halde, karakterler üzerinden yoğun bir duygusallığa yer vermişsin” dedi. Başta, bunu bir eleştiri olarak aldıysam da; sohbet ilerledikçe, masadakilerin bundan hoşlandığını hissettim.

Akabinde, bu yaklaşımlardan aldığım cesaretle, şahsımla ilgili küçük bir sırrı onlarla paylaşmak için, ”Nasıl duygusal olmasın ki… O satırları yazarken, son derece duygusal bir arkadaş hep yanımdaydı” dedim. Yüzüme bakan tuhaf ifadelerin farkındalığında, ”Duduk…” diyerek; yanımdakilerin, merakın doruklarından inmesine izin vermedim.

Evet, ”Duduk” diyorum. Yanlış anlaşılmasın, düdük değil ama o da, düdük gibi bir enstrüman… Ama ne enstrüman!

Bir müzik aletiyle ilgili kitap yazmam gerekseydi sanırım, ilk ve tek onu yazardım. İtiraf etmeliyim, yazdığım kitabın araştırmalarıyla ilgilenirken rastladığım o kadim sesle yeni tanıştığım için hayıflanmadım diyemem.

Romanım için, kendi kültürüm kadar Ermeni kültürüne de hakim olmam gerekiyordu… Düşünsenize, ilk romanında, bir sürü bilgi hatasıyla ortaya çıkan birini… Araştırma ve yazım süreci boyunca, özgüvenimin en büyük düşmanı, bu tedirginlik oldu. Zaten bu nedenle, 384 sayfayı yazmam ondört ayımı aldı. Evet, bilgi hatası… Bunlardan piyasada o kadar çok var ki… Ama, henüz ilk kitabı yayımlanmış biri olarak haddimi bilip, ukalalığın tehlikeli sularından kaçacak ve daha fazla uzatmayacağım.

Kendimi ele verecek, bu kadar itirafın sebebi Duduğa dönmem gerekirse; ahşap bir flüte benzeyen basit görüntüsünün ötesinde, kadim sesinin içeriğindeki mistik, gizemli ve dorukları sisli seslenişiyle; Anadolu’dan Kafkasya’ya uzanan bir coğrafyanın bitmeyen hüznünü ve o hüzün kadar da, içten pazarlıksız temizliğini anlatıyor. Yeter ki, kulak kabartırken en az onun kadar kendinize samimi olun, tek şart bu…

Tahmin edeceğiniz üzere bir Ermeni halk çalgısı, tabiri caizse Ermeni Kavalı… Bana tuhaf gelse de, bazılarına göre klarnetin atasıymış fakat buna gerek yok çünkü muadilleri, Anadolu’da, Mey; Azerbaycan coğrafyasında, Balaban olarak icra ediliyor.
Yüreğe işleyen acıklı sesin, yaşayan en büyük virtüözü Djivan Gasparyan, ”Ekmek yemem, Duduk çalarım…” diyor.

Ben de ekliyorum, ”Kitap yazarım. Evet, bu ses bana, kitap yazdırdı.”
Onunla, bildiğiniz en oynak melodileri çalmaya kalkın, eminim Duduk, ahşap vücudunda içselleştirdiği notaları, aynı buğulu, puslu havasında haykırmaya devam edecek ve o çok bildiğimiz oynak müzikler evrim geçirecek.
O ses, bir bahar akşamı; yeşil yapraklarını, yürüdüğünüz yola seren ağaçların arasında kolunuza girecek; sizi Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkarıp, oradan Hazar’ın kıyılarına indirip, uçsuz bucaksız Orta Asya steplerini temaşa ettirecek. Yeter ki, biraz önce bahsettiğim gibi, kendinize karşı samimi olun ve gözlerinizi kapatın ve halkların yaşanmışlıklarına ortak olun… Birazdan Duduğun, üflemeyle değil; ruhla çalındığını hissedeceksiniz.

”Bu halet-i ruhiyye bana göre değil” demeyin, o sizin ruhunuzu değiştirecek. Onu çalan ciğerler, her üflemede sizi maziye, belki de tanıklık etmediğiniz tarihe götürecek ve Duduk ağlayacak. Belki de, üzerindeki deliklerden birinin adının ”Gözyaşı” olmasının sebebi budur.

Bu arada benim favorim, oryantalist motiflerden uzak Avrupai olsa da Levon Minassian… Duduğu, ondan dinlerken; Djivan Gasparyan’ın Hayr Surp’unu ihmal etmeyin.

Bizde yok mu, Duduğun gözyaşından anlayan? Var tabii ki… Bunun, rahatlıkla Ertan Tekin olduğunu söyleyebilirim. Kendisi, 2019’da Ermenistan Besteciler Birliği’nin onur ödülünü aldı ve Gomidas Vartabed Altın Madalyası ile onurlandırdı.
Bir röportajındaki söylemleri çok hoşuma gitmişti. Şöyle diyor: ”Baktığında devlet korolarında balaban vardır ama sizden duduk tonu isterler. Yüksek çelişki! Ton olarak duduk tonu istiyorsun ama duduk demeyelim, balaban diyelim diyorsun. Olmaz! Osmanlı’ya 100 yıl hizmet etmiş Ortaköy Camii’nin mimarı Ermeni, Balyan ailesine bakın, Mustafa Kemal’in imzasına hazırlayan Hagop Vahram Çerçiyan’a bakın. Göbekten her yanımızdan diğer kültüre bağlıyken bu reddedişi, reddediyorum.”

Bu arada, Gomidas Vartabed’i soranlar var aranızda değil mi? Ben de, romanımda isim vermeden ondan bahsetmiştim. Tıpkı, Sezen Aksu’nun 2002 yılında Harbiye Konseri’nde, onun aranjmanını yaptığı eserleri, seslendirmesi gibi…
Hoşça kal ”Tsidesutyun” un 147 no’lu Katar adlı bölümünde üstü kapalı bahsedilen Gomidas…
Onun hikayesini bir başka yazıya bırakıyorum.
Bu yazımla birlikte, 14 aylık arkadaşlığına karşılık Dudukla ödeşmiş oluyorum sanırım…
O da biliyor, yazım işinden vakit bulabilseydim, dudaklarımı onunla buluşturacağımı…
Şimdilik Hoşçakalın ve Hoşça kal..! 147 no’lu katar…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
TRCep Urfa Haberleri